biz7 90 Takipçi | 17 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Müzik

Öykü

Yaşam

Aşk

Hayvanlar

Şiir

Sinema-Tv

Din

Deneme

Şehir Yaşamı

Mizah

Kitap

Haber

İş Hayatı

Diğer İçeriklerim (4585)

2014-09-18

tablet özellikleri hangi marka?

ürün tarihi..

Ürünlerin kodundan son kullanım tarihini öğrenmek

Yazı

liseden yıllar

kitap okumalarım, lise yılları ders öğretmen

köpeklerde regl?

2014-09-17

kilo vermek..

hangisi

bazen kulaklarınla duyarsın. bazen yüreğinle. bazen aklınla.

aldıklarıımm

2014-09-17

avans çekin vs. şu mesajları göndermeyin bankalarrr!

Bumerang - Yazarkafe
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (90)
Bumerang - Yazarkafe
Bumerang - Yazarkafe
23 04 2010

Benim seni beklediğim kadar Necip F.Kısakürek.Aşk hikayesi

İlk Dörtlük,

Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar!
Ne de şeytan bir günahı
Benim seni
Beklediğim kadar

Necip Fazıl Kısakürek

Benim seni beklediğim kadar... 

Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç.
Tribünsüz, minik bir salon... Seyircilerle oyuncular arasında sahanın çizgisi vardı sadece. O kadar
yakındılar... Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.
Hoşlandığını, hem de fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyin de farkına vardı. Uzun
zamandan beri maçı değil,o güzel kızı izlediğini... Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze
geldiler... Kız gülümsedi... Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda. Kız Onu tanımış olmalıydı. Kim
bilir, belki kız da Ondan hoşlanmıştır. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için O'na öyle
gelmişti... Set değişip takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, O da karşıya gitti.
Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü... Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba... Bir defa daha
gülümsedi. Sanki, sanki "Anladım" der gibi bir gülümseyişti bu...
Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini güzel kızı düşündü. Pazar günü, sabah çok erken
saatte kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için...
Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu. Dahası Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde,
okul civarında oluyordu, O'nu bir kez daha görmek için... Karşılaştıklarında hafif, çok hafif bir
gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı... O gün yine tesadüfmüş gibi, okul
dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi
koşarak, bir blok ötede yine karşısına çıkmıştı. Kız bu defa iyice gülmüştü... Karşısında sözüm ona
ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese kalmış delikanlıyı görünce...
Delikanlı voleybol takımı kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini
topladı, kaptana açıldı. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da O'na karşı boş değildi. Bir
yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü... Kaptan
"tabii" dedi ve ekledi "Bu hafta sonu konser var. Biz O'nunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de
gel. Hem konseri birlikte izler hem de kızla tanışırsınız". "Mutluluk işte bu olmalı." diye düşündü
delikanlı... "Mutluluk işte bu". Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı. Konser günü geldi,
çattı. O ne heyecandı öyle... Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar. El sıkıştılar. O
güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra
daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler. İnanamıyordu delikanlı... O'nunla
nihayet yanyana oturduklarına, O'nun sıcaklığını hissettiğine, O'nun nefesini hissettiğine
inanamıyordu. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı,
sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken -o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik
şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde... Ama uzatamıyordu
elini. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, O'nu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden
öylesine korkuyordu ki... Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi uzandı. Kolunu kızın
koltuğunun arkasına koydu. Kızın omzuna değil, koltuğun üzerine... Sonra kız arkaya yaslandı. Bir
saç teli delikanlının elinin üzerine dokundu. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç
adamın... Dünyalar şirini kızın saçı eline dokunuyordu çünkü... Konserden çıkarken kız şakalaştı,
"Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık neredeyse. Yarın Adana'da maçımız var. Gözlerimiz sizi
arayacak..." Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü. Cebinde O'nu otobüsle
Adana'ya götürecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana Kebap yedirecek kadar para verdi.
Gece yarısı kalkan otobüse bindi. Sabah erkenden Adana'ya vardı. Maç saatine kadar başıboş
dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya, tam servis köşesine en yakın yerde oturdu. Takımlar
sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci O idi. Maç filan değildi sebep tabii... İlk sette
kız farkında bile değildi O'nun. Nereden olsun ki... İkinci sette öbür tarafa gittiler...
Döndüklerinde, üçüncü sette kız farketti delikanlıyı. Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz
mutluluk, biraz da gurur vardı sanki... Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlının O'nun
için taa oralara geldiğini bilmenin gururu... Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara
gitti. Tek kelime konuşmadan... Konuşmaya gelmemişti ki... Kız "Keşke orada olsaydın." demişti. O da
olmuştu işte... Hepsi o... O'na o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında...
Bir gün üniversite kantininde gazete okurken iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu
bir şiirden alınmış dörtlüğe. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki. Bembeyaz bir
kağıda yazdı o dört satırı. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için. Kızın karşıdan
geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diyerek kartı eline tutuşturdu ve kayboldu
ortadan... Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken...
"Ne hasta beklerdi sabahı
Ve ne genç ölüyü, mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!..."
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi yine. Kız karşıdan
geliyordu. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı... Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.
Gözlerine inanamadı genç adam.. O'nu yanına mı çağırıyordu yoksa... Evet, çağırıyordu işte...
Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum." dedi kız. O da
heyecanlıydı, belli. "Bak iyi dinle, dünkü satırlar için çok teşekkürler. Herhalde hissettin ben de
senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz
karar vermedim hanginizden daha çok hoşlandığıma... Ve de şu anda, O'nu terk etmem için hiçbir sebep
yok". "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara
beni." dedi, delikanlı ikiletmeden... Ayrıldı kızın yanından... Bir daha voleybol maçına gitmeden,
bir daha okul yolunda önüne çıkmadan... Bir daha O'nu hiç görmeden... Aşk onurlu olmalıydı...
Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi... Tıpkı, o kıza verdiği dörtlükteki gibi... Heyecanla
bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi. Ama
bekledi... Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir
antolojisinde şiirin tamamını buldu. İki dörtlüktü şiir... İlki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük
daha vardı o kadar... O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı. Cebine koydu.
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu. Okullar kapandı, açıldı. Aylar, aylar geçti. Bir gün delikanlı
kızı aniden karşısında gördü. "Günlerdir seni arıyorum" dedi. "Günlerdir seni arıyorum, işte sana
haber. Artık hayatımda hiç kimse yok!..." "Yaa" dedi delikanlı. "Yaa" dedi sadece. Kalbi heyecandan
ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı...
 
"Yaa!.." Cebinden artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim
ya bir gün." dedi... "Bu da sonu onun." Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan...
Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken
 
Son dörtlük
 
Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!...

30313
0
0
Yorum Yaz